19 Eyl 2009

Kuaföre Gitme Sendromu, Fön Eşliğinde Geçirilen Bilumum Krizler, Saç Boyalıyken Dışarı Kaçıp Kendini Arabanın Önüne Atma İstekleri Üzerine Bir Yazı




Hayatta vakit geçirmeyi sevmediğim bir yer varsa da orası da kuaförlerdir benim için. Mesela bugun yine 2 saatimi harcadım ve kendimi koltuğa adeta zamklayarak kaçmamayı yine başardım. Aferim bana. Bu işkenceler üniversitede saçımı boyatma hevesimle başladı. 4 sene kadar turuncu, kırmızı, bakır, vs kırmızı ve kızılın her türlü tonu denendi tarafımca. O seneler boyunca her kuaför maceram sona erdiğinde bi daha boyatmayacağım desemde yine kendimi o işkence koltuğunda otururken buldum. Şimdi neden mi nefret ediyorum kuaförlerden işte şunlar yüzünden;

* Acaba istediğim renk tutacak mı, saçım istediğim şekilde kesilecek mi paniği yüzünden
* Fön makinesinin bazı zamanlarda frütöz gibi çalışması ve kokan deriler yüzünden
* O uğultunun içinde, sıkılmış kuaförlerin sizinle muhabbete girme isteklerinden, söylenen hiçbir şeyi anlamamam yüzünden
* Salona girdiğiniz andan itibaren sizi baştan aşağı süzen kadınlar yüzünden
* Çıkarken ödediğiniz servet yüzünden
* O kadar işkenceden sonra dikkat edin 1 sene değil, 6 ay değil sadece 1 ay sonra aynı işkenceye tekrar katlanacağınız düşüncesi yüzünden

Neyse işte bu liste gittikçe gider. Bunlar kötü tarafları tabi. En iyi yanı elbette ki çıkma anınızdır, eve gittikten sonra aynaya bakma anınızdır ve aldığınız güzel iltifatlardır.
Ben genelde sadece saç rengimle oynarım, o da zaten hep kızıl yörüngesinde olur. Saç boyu genelde aynıdır, uzun. Yani öyle upuzun rapunzel saç modeli de değil. Bazen kısa kestirmeye özenirim ama çoğu zaman üşenirim gitmeye ya da hemen saniyesinde vazgeçerim. Barış'ta malesef kısa saç sever. Evlendikten sonra onunda vermiş olduğu gazla kestirdim, küt model ama önleri uzun ve tabiki de kızıl. Kullanımı çok daha rahat ama asla uzun saçın vermiş olduğu havayı veremiyor kadınlara bence. O yüzden saçımı çekiştiresim geliyor bazen çabuk uzasın diye.
Kuaförde beklemekte çok sıkıcıdır, çok doludur o salon bazen, bazı anneler çocuklarıyla gelir, etrafta koşuşturan çocuk sürüleri görürsünüz sinirleriniz daha beter yıpranır. Ben giderken yanımda dergi, gazete, kitap ne varsa toplar götürürüm. Ancak okumaya pek mecal kalmaz, ya yanda oturan kadın hayat hikayesini anlatıyodur ya da müziğin sesi ve fön makinelerinin sesi izin vermez. Mesela bugünde yanıma yemek tariflerine kadar bi ton dergi aldım ama yandaki bayan saçını boyayan kuaförü Akçay'daki yazlıklarına çağırınca dumur oldum ve okumak gelmedi içimden..
Allahtan mızmız bi insan da değilim, hiç olay çıkarmışlığım beğenmemezliğim olmamıştır bugune dek. İstediğim şeyi bilerek gittiğimden sanırım.. Kuaförlükte zor zanaat tabi o kadar kadını memnun etmek hiç kolay olmasa gerek.
Bu yazıyı bugun yazmasam muhtemelen üşenip hiç yazamazdım, bugunun bana yaşattığı ilhamla yazdım değerli okuyucu. Sen sen ol, doğal saç rengini değiştirmekte ısrarcı olma. Saygılar, sevgiler..

1 yorum:

pınar dedi ki...

Tamam.. =]